DOLAR

18,6448$% 0.03

EURO

19,6923% 0

STERLİN

22,8901£% 0.26

GRAM ALTIN

1.079,46%0,73

ÇEYREK ALTIN

1.762,00%0,56

BİTCOİN

322240฿%2.64989

a
Yücel Ekinci

Yücel Ekinci

12 Kasım 2022 Cumartesi

SOSYAL MEDYADA BAŞKA KİMLİĞE BÜRÜNME HASTALIĞI MYSPACE TAKLİTÇİLİĞİ

SOSYAL MEDYADA BAŞKA KİMLİĞE BÜRÜNME HASTALIĞI MYSPACE TAKLİTÇİLİĞİ
blank
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İnternet kullanımının yaygınlaşması ile çevrimiçi sosyal ağlar, insanların bağlantı kurması, bilgi paylaşması ve birbirleriyle etkileşime girmesi için popüler platformlar haline geldi. Çevrimiçi bir sosyal ağda, mesaj gönderme, fotoğraf gönderme ve video yayınlama gibi kullanıcı yayınlama etkinlikleri, arkadaşlar arasındaki çevrimiçi etkileşimleri temsil etmektedir. Bu platformlarda yer alan kullanıcılar kimi zaman birden fazla profil oluşturabilmekte ve başka bir kimlikle yer alabilmektedir. Myspace kimliğine bürünme, internette bir kişinin başka bir kişi gibi davranma ve sosyal medya platformlarında farklı bir rol oynama isteği olarak tanımlanan hastalıktır.

Bu hastalık türü ismini 2003 yılında kurulan Myspace sosyal ağında oluşturulan sahte hesaplardan almıştır. Kullanıcılar bu ağlarda kendilerini, farklı fotoğraf ve bilgiler ile başka bir kişi olarak ve genellikle hayal ettiği kimlikle ifade etmektedir. Kişi gerçek hayatta kendini gerçekleştirmede sorun yaşadığında, olmak istediği kişi seviyesine gelmek için daha rahat bir ortam olan sanal dünyaya erişmekte ve kendini daha iyi hissetmek için hayallerini bu platformlarda (internet ortamı) paylaşıp gerçekleştirebilmektedir. Yani “alternatif bir yaşam alanı (kişi çevrimiçi iken olmak istediği kişi gibi yaşayabilmektedir) oluşturma çabası olarak ifade edilebilir. Bu durum sürekli bir hal aldığında kişinin gerçek hayattan kopuşu başlamakta ve psikolojik hastalıklara/rahatsızlıklara yol açabilmektedir.

İnternet ile ilgili genel sorunlardan biri, genellikle hesap verebilirliğin ve sınırların olmamasıdır. Bir ekranın arkasında gizlisiniz ve çevrimiçi olarak söyleyebileceğiniz veya yapabileceğiniz bazı şeyler asla şahsen yapamayacağınız şeylerdir. İnsanlar sanal ortamda kendilerini istedikleri rol ve statüde gösterebilmektedir ve bunu sürekli devam ettirebilmektedir. Özellikle bu mecralarda benlik, öz benlik, imaj kaygısı olan kullanıcılar, kendi kişiliklerinden vazgeçip sanal ortamda kabul gören kişiliklere/kimliklere bürünme çabası içerisindedir.

Sosyal medya mecralarını incelediğimizde, Instagram,  Tiktok, arkadaşlık siteleri veya çevrimiçi web sayfalarında kullanıcıların çok farklı kimliklerde ve kişiliklerde olduğunu görmekteyiz. Hiç kimse olduğu durumdan memnun değil ve daha iyi olma çabası içerisinde. Çünkü “ideal model” pürüzsüz cilt, sıfır beden kadın, kaslı erkek, lüks yaşam gibi hepsi bizlere reklamlar, diziler, filmler, internet ve sosyal medya aracılığıyla dayatılıyor. Bu durum, sosyal medya platformlarında olduğumuzdan çok farklı insanlar olarak görünmemize sebep olabiliyor.

Kanada doğumlu Amerikalı sosyolog Erving Goffman’a göre, medya aracılığıyla standartlaştırılan, abartılan ve basitleştirilen ritüellerden artık bir hiper ritüel üretilmiştir. Goffman, kullanıcıları görünüş insanları olarak tanımlamakta, kim olduklarının önemli olmadığını, asıl önemli olanın nasıl göründükleri olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca Sanal kimlikler konusunda Goffman, dramaturjik yaklaşım kavramını öne çıkarmıştır. Dramaturjik kavramı, benliğin maske takılıp icra edildiği sahneler metaforuna denk gelmektedir.

Yurtdışında yapılan bir çalışmada, maskülenlik ve feminenlik sosyal medyada olduğundan daha fazla sunulduğu ortaya konulmuştur. Ülkemizde yapılan bir çalışmada ise kullanıcıların sosyal medya ortamlarında en güzel ve beğenilen anları paylaştığı görülmüştür. Bu anlamda, özellikle gençler arasında yaygın olan bu gerçek olmayan sanal kimlik oluşturma çabasındaki bireyler için ebeveynlerin, alanında uzman kişilerin, kurum ve kuruluşların ihtiyaç olan gerekli önlemleri alması; bundan sonra gelebilecek tehlikelere karşı erken evrede müdahale olanağı sağlayacaktır.

Devamını Oku

Yeni Medya ile Medya Etkileşimi ve Sosyal Medya

Yeni Medya ile Medya Etkileşimi ve Sosyal Medya
blank
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yeni medya ile iletişim ortamının gelişmesi, sosyal yaşamın mekânsal ve zamansal yapısını tümüyle dönüşüme uğratmıştır. Bugün medya içerikleri çeşitli izleyiciler tarafından alınıp tüketilmekte, dağıtılmakta, kamu veya üreticiler tarafından düzenlenmekte ve kontrol edilmektedir. Medya sürekli olarak bir değişim ve gelişim sürecini yaşamaktadır.

Medya, haber alma ve haberi aktarma ihtiyacından ortaya çıkan bir iletişim kavramıdır. Yazılı, sesli ve görsel kitle iletişim araçları medya olarak tanımlanır. Medya, yığınlarla iletişimi sağlayan radyo, televizyon, gazete ve dergiler gibi basın yayın organlarının tümüne verilen isimdir ve kitle iletişim araçları olarak tanımlanmaktadır. Bilginin kitlelere gönderilmesinde kullanılan araçların tümüdür.

Medyadaki değişim sonucunda iletişim teknolojileri çift yönlü olarak değişime uğramış, gelişen yeni iletişim teknolojisi sayesinde herhangi bir haber ya da metin yeniden yazılabilir ve istenen her yere gönderilebilir duruma gelmiştir. Geleneksel medya bizlere tek taraflı içerik sunarken, yeni medya ise etkileşimli içerik sunmaktadır. Geleneksel medyada tüm süreçler monolog sistem üzerine yürütülmekte iken, yeni medya ise kullanıcısıyla diyalog halinde yani bir etkileşim içerisindedir.

Öte taraftan 20. yüzyılın son çeyreğinde elektronik haberciliğin ortaya çıkması, birçok önemli değişikliğe yol açmıştır. Yazılı basın sayfaları internete aktarılarak ekrana düşmüştür. Geleneksel medya (gazete, radyo, televizyon gibi.); bilgisayar, internet, ağ teknolojileri yeni iletişim mecralarıyla buluşmuş ve “internet medyası” sürecini başlatmıştır. Yeni yüzyılda artık geleneksel-klasik medya, yeni medya olarak anılmaya başlamıştır.

Yeni medya, 2000’li yılların başından itibaren kullanıcı sayısını hızlı bir şekilde arttırmış ve sürekli kendini geliştirmiştir. Bu gelişmelerden biri de Web 2.0 teknolojisidir. Web 2.0 teknolojisi yeni medya teknolojileri ile birleşerek sosyal medyayı doğurmuştur. Sosyal medya, birden çok teknolojinin birleşimi ile ortaya çıkmıştır. Yani etkileşimli bilgisayar aracılı teknolojilerdir.

Sosyal medya; iletişim, topluluk temelli girdi, etkileşim, içerik paylaşımı ve işbirliğine odaklanan web siteleri ve uygulamalar için ortak bir terimdir. Sosyal medya, kullanıcıların hemen (anındalık) içerik oluşturmasına ve herkesle içerik paylaşmasına olanak tanıyan dijital bir araçtır. Çok çeşitli web sitelerini ve uygulamalarını kapsamaktadır. Genellikle kullanıcıların içerikte gezinmesine olanak tanıyan yayınlar kullanır. Bu uygulamaların bir kısmı, kısa yazılı mesajlaşma ve haber (Twitter vb.) paylaşma yeri, bir kısmı ise fotoğraf ve video (Youtobe, Facebook, Instagram vb.) paylaşma yeri olarak kullanılmaktadır. Ayrıca sosyal medya uygulamaları ile kullanıcılar arkadaşlıklar edinebilmekte ve ilgi alanına göre sosyal gruplar oluşturabilmektedir.

Ayırca sosyal medya, ortak ilgi alanlarına dayalı sanal grupları bir araya getiren, profiller aracılığıyla birbirlerinin hobilerini, ilgi alanlarını, müzik zevklerini ve romantik ilişki durumlarını öğrenebildikleri bir ortam olarak karşımızda durmaktadır. Bugüne kadar hayatımıza dahil olan birkaç sosyal medya platformunu örnek verirsek; MySpace 2003, Facebook 2004, Youtobe 2005, Twitter 2006 ve Instagram 2010. Bu platformlar, içinde bulunduğumuz yeni medya çağında sosyal medya mecraları olarak anılmaktadır. Bugün dünya nüfusunun yarısından fazlası ve gençlerin de büyük çoğunluğu sosyal medyayı kullanmaktadır.

Yeni Medya ile Medya Etkileşimi ve Sosyal Medya

Kaynak: https://dijilopedi.com/turkiye-internet-sosyal-medya-ve-mobil-kullanim-istatistikleri-2021/

Devamını Oku

Facebook Depresyonuna Dikkat!

Facebook Depresyonuna Dikkat!
blank
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İnternet erişiminin yaygınlaşması ve sosyal medya platformlarının cazibesi hız kesmeden yüz milyonlarca insanı etkilemeye devam etmektedir. Özellikle sosyal medya platformları, gençlerin çevrimiçi kimlikler oluşturmasına, başkalarıyla iletişim kurmasına ve sosyal ağlar oluşturmasına olanak tanımıştır. Bu ağlar, gençlere değerli destek sağlayabilmekte, özellikle dışlanma yaşayanlara veya engelli veya kronik hastalıkları olanlara yardımcı olabilmektedir. Ayrıca sosyal medya, eğlence ve kendini ifade etmek için de kullanılmaktadır. Bu platformlar, gençleri güncel olaylara maruz bırakabilmekte, coğrafi engellerin ötesinde etkileşim kurmalarına izin verebilmekte ve onlara sağlıklı davranışlar da dahil olmak üzere çeşitli konular hakkında bilgiler verebilmektedir.

Facebook 2004 yılında çevrimiçi bir sosyal meyda platformu olarak hayatımıza girdi. Çok kısa sürede çocuklar ve gençler arasında popüler hale geldi. Facebook’ta gezinme, kullanıcılar için günlük bir aktivite oldu. Günlük olarak pek çok insan Facebook’a girmekte, içerik paylaşmakta, yeni içerikleri incelemekte ve bunlar için oldukça uzun süreler harcamakta. İletişimini kaybettiğimiz arkadaşlarımızın eski fotoğraflarına baktığımız ve haber akışımızda gezinmek için sayısız saat harcadığımız bir mecra. Bugün birçok eğitim kurumu ve araştırmacı, Facebook kullanıcılarının sosyal ağ sitesiyle ne kadar duygusal olarak ilgili olabileceği ve düzenli kullanımın zihinsel sağlıklarını nasıl etkileyebileceği konusunda araştırmalar yürütmekte.

Facebook depresyonu, Amerika Pediatri Akademisi (The American Academy of Pediatrics –AAP) tarafından 2011 yılında tanıtılan bir kavram olarak ortaya çıktı. Facebook depresyonu, ergenlerin ve gençlerin sosyal medya sitelerinde çok fazla zaman harcadıklarında gelişen ve daha sonra klasik depresyon belirtileri gibi belirtiler gösteren bir kavramdır. Facebook depresyonunda birey, olumsuz duygularını bir başka kişi ile paylaşarak, bunu daha da pekiştirmesi sonucu kendini daha mutsuz hissetmesi ile sonuçlanan bir davranış olarak tanımlanmaktadır.

Araştırmalar sosyal medya hesaplarında depresif paylaşımlar yapan ve bu paylaşımları gözlemlenebilen bireylerin daha fazla psikolojik desteğe ihtiyaç duyabileceğini göstermiştir. Çoğunlukla genç kızların sosyal medya hesaplarında duygusal hayal kırıklıkları üzerinde tekrar tekrar yaptıkları konuşmalar ve paylaşımlar, ruh hallerini olumsuz etkileyebilmekte ve mutsuz duygular edinmelerine yol açabilmektedir.

Facebook birçok insan için çok olumlu bir kaynak olabilir, ancak kişinin kendi başarılarını başkalarına kıyasla değerlendirmenin bir yolu olarak kullanılırsa olumsuz bir etkisi olmakta. Yapılan çalışmalarda Facebook kullanıcılarının, arkadaşlarının Facebook’taki etkinliklerini ve yaşam tarzlarını kıskanmaları durumunda, depresyon duygularını bildirme olasılıklarının çok daha yüksek olduğu bildirilmiştir. Ayrıca Facebook bir tanıdığın mali açıdan ne kadar iyi durumda olduğunu veya eski bir arkadaşın ilişkisinde ne kadar mutlu olduğunu görmek için kullanılıyorsa (kullanıcılar arasında kıskançlığa neden olan şeyler) sitenin kullanımı depresyon duygularına yol açabilir. Bu sebeple facebook kullanıcılarının, Facebook kullanırken bu tür davranışlardan kaçınabilmeleri için bu risklerin farkında olmaları önemlidir.

Başka bir çalışma ise bu durumu, Facebook memnuniyeti (refah arttırıcı bir etki) ve Facebook depresyonu (refah azaltıcı bir etki) olarak ele almıştır. Facebook’taki olumlu haberler duygusal bulaşma yoluyla memnuniyeti beraberinde getirirken, olumsuz haberler ruh hali bulaşmasının bir sonucu olarak rahatsızlığa neden olmaktadır. Bununla birlikte, sosyal medya kullanımı gençleri de olumsuz etkileyebilir, dikkatlerini dağıtabilir, uykularını bölebilir ve onları zorbalığa, söylenti yayılmasına, diğer insanların yaşamlarına dair gerçekçi olmayan görüşlere ve akran baskısına maruz bırakabilir. Araştırmalar sosyal medyayı kullanarak günde üç saatten fazla zaman harcayanların zihinsel sağlık sorunları için yüksek risk altında olduğunu bildirmiştir. İngiltere’de 2019 yılında 13-16 yaşındaki 12.000’den fazla kişiyle yapılan araştırmada, sosyal medyayı günde üç defadan fazla kullanmanın, gençlerde kötü zihinsel sağlık sorunlarına yol açtığı belirtilmiştir.

Sonuç olarak Facebook kullanıcılarının siteyi nasıl kullandıkları, siteye nasıl tepki verdikleri konusunda bir fark oluşturabilmektedir. Kullanıcılar aileleri ve eski arkadaşlarıyla bağlantıda kalmak ve hayatlarının ilginç ve önemli yönlerini paylaşmak için siteden yararlanırsa, Facebook eğlenceli ve sağlıklı bir aktivite olabilir. Ayrıca Facebook kullanımını günde en fazla 30 dakika ile sınırlamak yalnızlık ve depresyon duygularını azaltabilir.  Bu anlamda farkındalığın arttırılması için toplumun sosyal medya okuryarlık seviyesinin yükseltilmesi önemlidir. Çünkü iyi bir sosyal medya okuryazarı olan birey,  kendisini ve çevresini bu tehlikelerden koruyabilecektir.

 

Kaynakça: Tarhan, N., Ekinci, Y., & Tutgun-Ünal, A. (2021). Dijital Sağlık Okuryazarlığı Dijital Hastalıklar ve Siberkondri (1 b.). İstanbul: DER Yayınları.

Devamını Oku

Sağlık Okuryazarlığı Nedir? Dünyada ve Türkiye’de Okuryazarlık Oranı

Sağlık Okuryazarlığı Nedir? Dünyada ve Türkiye’de Okuryazarlık Oranı
blank
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sağlık Okuryazarlığı Nedir? Dünyada ve Türkiye’de Okuryazarlık Oranı..

Bugün tüm toplumlarda sağlık okuryazarlığı kavramı güncelliğini korumaktadır. Sağlık alanında kullanılan teknolojiler hızla yaygınlaşmakta ve bir şekilde hayatımıza girmektedir. Bu alandaki en büyük yeniliklerden bir tanesi giyilebilir sağlık teknolojileridir. Giyilebilir teknoloji ürünleri arasında akıllı saatler, vücut sensörleri, akıllı gözlük, elektronik giyim eşyası, mücevher ve kişisel video kayıt cihazları gibi teknolojiler gösterilebilir. Ayrıca, bilgiye erişimin kolaylaşması, yaşam sürelerinin uzaması, yeni hastalıkların ortaya çıkması, kronik hastalıkların artması gibi 21. yüzyıldaki gelişmeler ile yaşanan değişimler de sağlık okuryazarlığı kavramının önemini arttırmıştır. Özellikle küreselleşme ve kentleşme ile toplumların daha da karmaşıklaşması, insanların sağlık konusunda yanlış bilgilere maruz kalmaları gibi etkenler sağlık okuryazarlığını zorunlu kılmıştır. Çünkü güçlü sağlık okuryazarlığı becerilerine sahip bireyler, daha iyi sağlık hizmetinden yararlanırken, daha zayıf becerilere sahip bireyler ise daha riskli davranışlara girebilmektedir.

Sağlık okuryazarlığı (Health Literacy) kavramı ile ilgili alanyazın incelendiğinde birçok araştırmada bu kavramın/terimin tanımlandığı görülmektedir. Sağlık okuryazarlığı kavramı ilk kez 1974 tarihli “Sosyal Politika Olarak Sağlık Eğitimi” (Health Education as Social Policy) başlıklı araştırmada tanımlanmıştır. Sağlığın geliştirilmesi konusundaki anlayışı artırma potansiyeline sahip yeni bir kavram olarak 20. yüzyılın ikinci yarısında alanyazında yerini almıştır. Bu kavrama ilgi, başta ABD olmak üzere, Kanada, Avrupa ve diğer gelişmekte olan ülkelerde önemli düzeyde artmıştır. Özellikle son yıllarda gelişmiş ülkelerde bu ilginin daha da arttığı görülmektedir. Sağlık okuryazarlığı kavramına olan bu ilgi, “sağlık bakımı”, “sağlığın teşviki ve geliştirilmesi” ve “eğitim” olarak üç önemli alanda gelişmiştir.

Sağlık okuryazarlığı, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından bireylerin “sağlığını geliştirecek ve sürdürecek şekilde bilgiye erişme, anlama ve kullanma” becerilerini belirleyen bilişsel ve sosyal beceriler olarak tanımlanmıştır. Bireylerin uygun sağlık kararlarını vermek için gereken temel sağlık bilgilerini ve hizmetlerini alma, işleme ve anlama kapasitesine sahip olmasıdır. Ayrıca, insanların sağlık ortamında etkin bir şekilde çalışması için ihtiyaç duydukları bir dizi beceriyi ifade etmektedir. Bu beceriler arasında metni okuyabilme, anlama, belgelerdeki bilgileri bulma ve yorumlamadır. Bir başka deyişle sağlık okuryazarlığı; bireyin sağlığını koruyucu, geliştirici ve bozulan sağlığını iyileştirici şekilde temel sağlık ve ilişkili bilgileri ve hizmetleri edinebilme, yorumlayabilme, anlayabilme ve bunlara ilişkin olarak harekete geçebilme kapasitesi olarak ele alınmaktadır. Amerikan Tıp Derneği (The American Medical Association-AMA) sağlık okuryazarlığını, uygun sağlık kararları almak ve tedavi için talimatları takip etmek için gerekli temel sağlık bilgi ve hizmetlerini elde etme, işleme ve anlama yeteneği olarak tanımlamıştır. Ülkemizde ise T.C. Sağlık Bakanlığı (SB) Sağlığın Teşviki ve Geliştirilmesi Sözlüğünde sağlık okuryazarlığı, birey(ler)in kişisel yaşam tarzını ve yaşam koşullarını değiştirerek kişisel sağlığı ve toplum sağlığını iyileştirmek amacıyla harekete geçmek için bir bilgi, kişisel beceri ve güven düzeyine ulaşılması olarak tanımlamıştır.

Sağlık okuryazarlığının kendisi, okuryazarlığın daha genel düzeylerine bağımlı görülmüştür. Okuryazarlık durumunun zayıf olması; insanların kişisel, sosyal ve kültürel gelişimini sınırlandırarak, sağlık okuryazarlığına engel olarak görülmüş ve kişilerin sağlığını doğrudan etkileyebileceği vurgulanmıştır. Bu tanımların ortak bir özelliği, uygun sağlık kararları almak için gerekli sağlık bilgisi ve hizmetlerini elde etme, işleme ve anlama becerilerine odaklanmasıdır. Sağlık okuryazarlığı okuryazarlık ile bağlantılıdır. İnsanların hastalık önleme, sağlığın teşviki ve geliştirilmesi ile ilgili günlük yaşamda karar alabilmesi için önemlidir. Sağlık bilgilerine erişmek, anlamak, değerlendirmek ve uygulamak için bilgi, motivasyon ve yeterlilik gerektirir. Bu anlamda sağlık okuryazarlığı, bireyler, aileler ve topluluklar için yaşam boyunca sağlık ve sağlıklı yaşam hedeflerine ulaşmak için birçok ortamda kullanılmaktadır.

Sağlık okuryazarlığı; işlevsel/fonksiyonel, iletişimsel/etkileşimli ve eleştirel okuryazarlık becerileri olmak üzere üç düzeyde sınıflandırmıştır. Bu sınıflama, sağlık okuryazarlığında en kabul gören görüştür. İşlevsel/Fonksiyonel sağlık okuryazarlığı (Functional Health Literacy): Sağlık riskleri ve sağlık sisteminin nasıl kullanılacağına ilişkin olgusal bilgilerin iletilmesine dayanan geleneksel sağlık eğitiminin sonucunu yansıtmakta ve genellikle bireysel yarar sağlamaktadır. Etkileşimli/İnteraktif sağlık okuryazarlığı (İnteractive Health Literacy): Bu yaklaşım, kişisel kapasitenin geliştirilmesine, motivasyonun ve özgüvenin artırılmasına yönelik olup yine bireysel fayda sağlamaktadır. Eleştirel/Kritik sağlık okuryazarlığı (Critical Health Literacy): Bu yaklaşım içinde; sağlık eğitimi, bilginin iletişimi, sağlığın; sosyal, ekonomik ve çevresel belirleyicileri ele alınmakta, bireyin becerileri geliştirilmektedir. Burada, bireyin yararı olmakla beraber toplum yararıyla da ilişkilendirilmiştir.

Sağlık okuryazarı ise kişinin kendi sağlığını, ailesinin ve topluluğunun sağlığını hangi faktörlerin etkilediğini anlamak ve onlara nasıl hitap edeceğini bilmek anlamına gelmektedir. Yeterli düzeyde sağlık okuryazarı olan birey, kendi sağlığı için sorumluluk alma yeteneğine sahiptir ve sağlıkla ilgili devam eden yeni süreçlere uyum sağlayabilmektedir.

Sağlık okuryazarlık seviyelerini ölçmeye yönelik yapılan çalışmaları incelediğimizde, sağlık okuryazarlığı dört düzeyde temellendirilmiştir. Bu düzeyler; yetersiz sağlık okuryazarlık, sorunlu/sınırlı sağlık okuryazarlık, yeterli sağlık okuryazarlık ve mükemmel sağlık okuryazarlıktır. Bu kapsamda sağlık okuryazarlık seviyelerinin ölçülmesine yönelik yapılan araştırma sonuçları aşağıda verilmiştir.

 Sağlık okuryazarlık düzeylerinde:

ABD %14,0, Avrupa % 12,4, Türkiye %24,5 oranında “yetersiz” sağlık okuryazarlığı seviyesinde;

ABD %53,0, Avrupa %35,2, Türkiye %40,1 oranında “sorunlu/sınırlı” sağlık okuryazarlığı seviyesinde;

ABD %22,0, Avrupa %36,0, Türkiye %27,8 oranında “yeterli” sağlık okuryazarlığı seviyesinde;

ABD %12,0, Avrupa %16,0 Türkiye %7,6 oranında “mükemmel” sağlık okuryazarlığı seviyesindedir.

Devamını Oku

Yeni Medya Bilişim ve İnternet Teknolojileri

Yeni Medya Bilişim ve İnternet Teknolojileri
blank
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yeni Medya Bilişim ve İnternet Teknolojileri

Sanayi ve endüstri alanında yaşanan bilimsel ve teknolojik gelişmeler 20. yüzyılın son çeyreğinde devrim niteliğinde yeniklikleri getirmiştir. Bu yenilikler arasında gelişen ve yeni ortaya çıkan teknolojik ürünler tüm alanlarda değişimler yaratmıştır. Bilişim teknolojileri (BT), internet teknolojileri, iletişim teknolojileri bunlardan birkaçıdır (Bilişim teknolojileri, sayısal verilerin toplanmasını, depolanmasını ve bunlardan enformasyon üretilip işlenmesini, transfer edilmesini, dağıtılmasını ve gösterilmesini sağlayan teknolojilerdir. Bulut bilişim (Cloud Computing) teknolojisi ise, web servisleri aracılığıyla internet üzerinde çevrimiçi veri depolayabilen ve aynı zamanda ortak bilgi paylaşımına izin veren bir hizmet teknolojisidir). Özellikle internet ve iletişim teknolojilerindeki hızlı ilerlemeler eski medyayı dönüştürerek; yeni medya, internet medyası, dijital yayıncılık, sosyal medya, sosyal ağlar gibi pek çok yeni kavramı medya alanına katmıştır. Bunu sağlayan en önemli teknolojilerin başında internet gelmektedir.

İnternetin ortaya çıkması 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra çeşitli özel ve kamu kuruluşlarının bilgisayarları birbirleriyle iletişim kurmaları için çözümler aradığı zamana denk gelmektedir. II. Dünya Savaşı döneminde kurulan düşünce kuruluşunda (RAND) görev yapan Paun Baran’ın çalışmasını, Amerikan İleri Araştırma Projeleri Birimi (ARPA) hayata geçirerek bilgisayarların birbiri ile iletişim kurmalarını sağlayan ARPANET’i geliştirmiştir. 1969 yılında ilk bağlantı yapıldı ve bilgisayarlar arası bağlantılar ile internetin ilk şekli ortaya çıktı. ARPANET başarılı bir şekilde gelişmesini sürdürdü ve 1970’li yıllardan sonra sivilleşmesi ile üniversiteler başta olmak üzere birçok alanda kullanılmaya başlandı. 1980’li yıllarda bilgisayarların farklı işletim sistemlerinde ortak kullanılacak olan (TCP/IP) İletim Kontrol Protokolü (TCP- Transmision Control Protocol) ve İnternet Protokolü (IP- Internet Protocol) geliştirildi. 1990’lardan itibaren World Wide Web (www) ile birlikte internet halka açılarak kamu malı haline geldi. Bugün ise internet, dünyanın her yerinden insanların kolay bağlandığı, bilgi alışverişi yaptığı, iletişim kurduğu ve alışveriş yaptığı bir ortam olarak yer tutmaktadır. İnternet, Dünya’da 1995’ten ve Türkiye’de ise 2000 yılından beri insan hayatını her yönde (evde, okulda, iş yerinde vb.) değiştirmiştir. Türkiye’de ilk internet bağlantısı 1993 yılında ODTÜ’de yapılmıştır.

İnternetin hayatımıza girmesiyle medya da kendisine yeni bir mecra buldu. Geleneksel medya araçlarının internet ile etkileşimi yeni bir süreci başlatmış ve medya yakınsamasını getirmiştir. Bu anlamda medya teknolojileri de teknolojik determinizm tuzağına düşmeden kültürel bağlamda eski medyaları yeniden şekillendirmiştir. İnternet, eski medyanın tüm imkânlarını kapsamakla birlikte (metin, görüntü, grafikler, animasyon, ses, video, gerçek zamanlı yayın) interaktiflik, isteğe bağlı erişim, kullanıcı kontrolü ve uyarlama dâhil geniş yelpazede yeni imkânlar sunmaktadır. İnternet, insanların her geçen gün artan istekleri (bilgiye kolayca ulaşma, paylaşma, saklama) sonucunda ortaya çıkmış bir teknoloji ve iletişim dünyasında büyük değişimlere yol açmış en önemli dijital ortamdır. Küresel çapta halka açık bir ağ olarak tanımlanmıştır.

Dünya çapında bilgisayar ağlarını birbirine bağlayan elektronik iletişim ağı olan internet, “inter” (arasında) ve “net” (ağ) sözcüklerinin birleştirilmesiyle oluşturulmuş sanal bir dünyaya verilen kısa bir addır.  Bilgisayarlar, bu ağ üzerinden bilgi ileterek birbirleriyle iletişim kurabilmektedir. Bu iletişimi sağlayan 1990 yılından beri dünya çapında ağ üzerinde kurulan bir iletişim protokolüdür (HTTP). Hiper Metin Aktarım Protokolü “HTTP” (Hyper Text Transfer Protocol) ağ üzerinden web sayfalarının görüntülenmesini sağlamaktadır. HTTP protokolü temel alınarak, bilgilerin web tarayıcılarına dâhil edilen bilgisayarlar arasında nasıl paylaşılacağına dayalı olarak internet üzerinden bilgi paylaşmanın özel bir yoludur. HTTP, internetteki diğer bilgisayarlara bağlanma, üzerlerinde depolanan bilgilere erişme ve onlara bilgi gönderme gibi görsel olarak çekici, kullanımı kolay bir deneyim oluşturmak için köprü metni biçimlendirme dili (HTML) gibi web programlama dilleriyle birleşir. Hiper Metin İşaretleme Dili-HTML (Hyper Text Markup Language) web sayfalarının hazırlanmasında kullanılan bir sistemdir. Bu nedenle, “web’de gezinme” insanların interneti kullanmasının sadece bir yoludur. Web, HTTP aracılığıyla internet üzerinden bilgi alışverişini sağlayan bir iletişim modelidir. Kısaca internet, birbirine bağlı büyük bir bilgisayar ağı; web (www), bu bilgisayar ağında bulunan bir web sayfaları topluluğudur diyebiliriz.

Web; dünya üzerinde tüm bilgi işlem merkezini ve milyarları bulan insan topluluğunu kapsayan, devamlı gelişmekte olup multi-medyayı destekleyen çok güçlü bir medyadır. Bir diğer deyişle; yazı, resim, film ve animasyon gibi pek çok farklı yapıdaki verilere kompakt ve etkileşimli bir şekilde ulaşmamızı sağlayan bir “çoklu hiper ortam” sistemidir. Web’in kısa gelişim süreci aşağıdaki tabloda verilmiştir.

Dijital evrim oldukça hızlanmakta ve değişiklikler her kullanıcıyı ayrı ayrı değil tüm toplumu etkilemektedir. Ayrıca çok yakın bir tarihte Web 6.0, Web 7.0, Web 8.0, Web 9.0 ve Web 10 ile tanışmış olacağız.

 

Kaynak:

Ekinci, Y. (2020). Yeni medya çağında kuşakların siberkondri düzeyleri ile sağlık okuryazarlığı ilişkisi [Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi]. Üsküdar Üniversitesi, İstanbul.

 

Tablo 1. Web’in tarihsel gelişim süreci

Web Teknolojisi Ağ Şekli Geçerlilik Yılı Odak Noktası Kısa Tanımı Örnek Görsel
ağ 0.0

Web’in gelişimi

1989-1990 World Wide Web (www) Web’in Gelişimi İnternetin ilk günlerinde, World Wide Web bir şeyler aramak ve bulmak için bir ortamdı. Bilgisayarların birbirleriyle konuşmasını sağlar.
Web 1.0 (monolog) İçeriğin ağı 1990-2000 Doküman Odaklı

Salt Okunur Web

Bu ilk aşamada internet kullanıcıları sadece internetteki ilgili siteye girer içeriği tüketir ve ortamdan uzaklaşır. Bu süreçte kullanıcılar pasif konumda olduğu için içeriğe katkıda bulunamamaktadır. Web 1.0 aşamasında tek yönlü bir iletişim/iletim söz konusuydu.
Web 2.0 (interaktif web) İletişimin ağı 2000-2010 İnsan Odaklı

Sosyal (Okuma-Yazma) Web

 

Web 1.0’ın insanları bilgiye bağladığı yerde, Web 2.0 insanları insanlarla bağladı. İnternet kullanıcıları içeriği tüketme aşamasından, içeriğe katkıda bulunma, içerik üretme ve içerik dağıtımında rol alır hale gelmiştir. Tün sosyal mecralar ve mobil uygulamalar bu teknolojinin ürünüdür. Örnek: Wikipedi-2001 ansiklopedi,  MySpace-2003, Facebook-2004, Youtobe-2005, Twitter-2006, İnstagram-2010 gibi sosyal mecralar ve diğerleri.

 

Web 3.0 (semantik web) Bağlamın ağı 2010-2020 Bilgi Odaklı

Anlamsal (Okuma-Yazma-Yürütme) Web

Web 2.0’dan temel farkı, kontrolün insandan yazılımlara geçmiş olmasıdır. Bu aşamada yazılımlar ve özellikle yapay zekâ dâhil olmakta ve böylelikle kullanıcıların deneyimini en üst düzeye çıkartmak amaçlanmaktadır. İnsanlar yalnızca bilgi tüketip birbirleriyle bağlantı kurmakla kalmaz, uygulamalar kendi başlarına işlevleri yürütmek için diğer uygulamalara bağımsız olarak bağlanabilir. Mobil web ve semantik web’in ortaya çıkmasıyla nesnelerin birbirleriyle konuşmasını sağlar.
Web 4.0 (akıllı web) Nesnelerin ağı 2020-2030 Sanal Gerçeklik Odaklı

Mobil Web

 

Web 4.0 kavramı, makineler ve insanların simbiyotik olarak etkileşimde olacağı bir internet formudur. Fiziksel disklerden uzaklaşıp, tamamen sanal networkler üzerinde kurulu olan teknolojidir. Web 4.0 okuma-yazma-uygulama eşzamanlılığına sahiptir. Bilgisayarlar sanal gerçekleri kullanarak kişisel asistanlara dönüşecek, tüm ev aletleri insan beynindeki çip implantları ile IoT kullanılarak internete bağlanacak, makineler ve insanlar arasında son derece akıllı etkileşimler sunacaktır.

 

Web 5.0 Düşüncelerin ağı 2030 – Telepatik web  

2030 yılından sonra gelecek ve bu oldukça gelişmiş ve karmaşık web üretiminde beyin implantları gibi şeyler oldukça popüler olacak. Bu Beyin implantları insanlara düşünceler yoluyla internet ile iletişim kurma gücü ve yeteneği verecektir.

 

Yücel EKİNCİ
Sağlık Çalışanı / Yeni Medya Uzmanı

Devamını Oku