DOLAR

17,9645$% 0.1

EURO

18,5463% 0.01

STERLİN

21,9137£% -0.03

GRAM ALTIN

1.031,36%-0,12

ÇEYREK ALTIN

1.686,00%-0,12

BİTCOİN

430526฿%-2.40428

a
Bitcoin ile nasıl para kazanılır?
Bitcoin ile nasıl para kazanılır?
Yücel Ekinci

Yücel Ekinci

05 Ağustos 2022 Cuma

Yeni Medya’yı Anlamak II

Yeni Medya’yı Anlamak II
blank
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yeni Medya’yı Anlamak -II
(Yeni Medyanın Tarihsel Gelişim Serüveni)

Merhabalar,
Bir önceki yazımızda yeni medya kavramı üzerinde durmuştuk. Bugün sizlerle yeni medyanın tarihsel gelişim serüvenine değineceğim.

Bilindiği üzere, yeni medya mecrası her yeni teknoloji gibi belirli tarihsel süreçlerden geçmiştir. Bu süreçleri bilmeden yeni medyayı anlamak biraz eksik kalabilir. Bu anlamda, yeni medya serüvenimizi biraz daha detaylandırarak anlatmaya çalışacağım. Sizlerinde bildiği gibi tarihte yazının bulunması (M.Ö. 3500) insanlık tarihinin dönüm noktalarından biri olmuştur. Yazı sayesinde insanlık tarihi ilk defa yazılı olarak kayıt altına alınmaya başlanmıştır. Bu durum, sonraki toplum yapılarını etkileyerek sosyal yaşamda ilk değişimleri getirmiştir.  İnsanlık tarihindeki her yeni gelişim beraberinde günlük yaşam şeklimizi etkilemiştir. Özellikle teknolojik gelişmeler, insanı bedensel ve ruhsal olarak etkilemiş ve yaşam tarzlarında değişimler meydana getirmiştir.

Bu teknolojilerin ilki matbaadır diyebiliriz. İnsanlık tarihinin kırılma noktalarından biri olan, çağ açıp çağ kapatan ve insanlığı geleceğe taşıyan, insanlığın bilgi birikimini sistemli şekilde kayıt altına alınmasını sağlayan ve bu bilgilerin paylaşımını kolaylaştıran matbaadır. Matbaanın ilk olarak kullanılması beşinci yüzyıla dayanmaktadır. İlk matbaa makinesi M.S. 593 yılında Çin’de icat edilmiştir. Tarihte ilk olarak Uzak Doğuda kullanılan matbaacılık teknikleri daha sonra tüm dünyaya yayılmıştır. Avrupa’da ise matbaa 15.yüzyılda (1440) Almanya’da doğan Johannes Gutenberg tarafından geliştirilmiştir. Matbaanın gelişmesi; yazıyı baskılama ve basım tekniklerini geliştirmiş ve kopyalamanın hızlanmasını sağlamıştır. Böylece kitap, gazete ve dergi basımları başlamıştır.

Gutenberg’in hareketli parçalarla (metal harfler) yazı baskısı yapabilen bir makine geliştirmesi matbaa devrimini başlatmış ve günümüzdeki seri üretim anlayışı gelişerek son halini almıştır. Kimi kaynaklarda modern çağın başlatıcısı Matbaa olarak kabul edilmektedir. Gutenberg’in icat ettiği yeni baskı tekniği sayesinde modern matbaacılık teknolojisi gelişmiş ve ilk renkli baskı 1480 yılında Venedik’te basılmıştır. Osmanlı’da devlet eli ile kurulan ilk matbaa Müteferrika Matbaasıdır.  III. Ahmed’in 1727 yılındaki fermanı ile İbrahim Müteferrika tarafından kurulmuştur. Bu tarihten önce Osmanlı’da çeşitli matbaalar kurulmuş olsa da resmi olarak kurulan ilk matbaa Müteferrika Matbaası’dır.

  1. yüzyılda baskı makinesinin bulunması ve matbaa teknolojisinin ilerlemesi gazete ve dergilerin basım ve gelişimini hızlandırmıştır. Avrupa’da gazeteler 17. yüzyılın başında çıkmaya başlamıştır. Bilinen ilk gazete 1588 yılında İngiltere’de çıkan “Mercury” gazetesidir. 17. yüzyılda kâğıt üzerine basılan ilk modern gazete Johann Carolus’un 1605-1609 yılında “Aller Fürnemmen Und Gedenckwürdigen Historie” isimli gazetedir. Bir başka kaynakta ise ilk düzenli basılan gazete 1609 yılında Strasburg’da haftalık olarak Almanca yayımlanan “Avisa, Relation oder Zeitung”dur. Bunu, 1610 yılında Köln’de “Gedenck Wurdige Zeitung” gazetesi; 1610 yılında (kimi kaynakta 1619 yılında) Anvers’in çıkardığı “Nieu ve Tijdirghe” adıyla Hollanda gazetesi; 1622 yılında Londra’da “The News Fran İtaly and Germany” adıyla ilk İngiliz gazetesi; 1631 yılında Paris’te “La Gazette” adıyla ilk Fransız gazetesi haftalık yayınlanmış ve 1640 yılında Roma’da “Gazetta Pulica” adıyla ilk İtalyan gazetesi takip etmiştir. Polonya’da da ilk gazete 1661 yılında yayımlanmıştır. Yine İngiltere’de 1665 yılında çıkan “Oxford Gazzette”; ilk Amerikan gazetesi “Public Occurrences” ve Kuzey Amerika’da bağımsız gazeteciliği başlatan Benjamin Franklin’in 1721 yılında çıkardığı “New England Courant” adlı gazetedir. Bu gazete, tek yapraktan oluşan ilk İngilizce günlük gazete olup İngiltere’de yayımlanmıştır. Diğer bir kaynağa göre ilk İngilizce gazete, 1620 yılında Amsterdam’da çıkan “The Courant”tır. Özgür Ansiklopedi’ye göre ilk İngilizce gazete 1622 yılında İngiltere’de yayımlanan “Nathaniel Butter”dir. Bu anlamda birçok farklı kaynak bulunmaktadır. 1772 yılında tipografi ve sayfa düzeni konularında yenilik yapan John Bell “Morning Post” adlı gazeteyi çıkarmıştır. John Walter’in İngiltere’de çıkardığı “The Times (1785)” ve “The Observer (1791)” adlı gazeteler de, içerikleri ve teknik nitelikleri açısından bu alanda önemli yer tutmuştur. Fransa’da çıkarılan ilk günlük gazete 1777 yılında “Jurnal de Paris” gazetesi olmuştur. Almanya’da çıkarılan gazeteler 1689 yılında “Augsburger Zeitung” ve 1705 yılında “Vossice Zeitung” adlı gazeteler az sayıda belli bir niteliğe kavuşmuştur. 1703 yılından beri çeşitli adlarla yayımlanan “Wiener Zeitung” isimli Avusturya gazetesi ise günümüze kadar yayımlanan en eski gazetelerden biri olarak bilinmektedir.

Bilinen ilk bilimsel dergi 1665 yılında Paris’te çıkarılan “Journal des Savants”dır. Osmanlı topraklarında ilk gazete Fransız propagandası yapmak için 1795 yılında İstanbul’da Beyoğlu-Galata bölgesinde yaşayan Avrupalılara yönelik Fransızca yayımlanan “Bulletin de Nouvelle”dir. Osmanlı’da ilk Türkçe gazete 1828 yılında “Vekdyi-i Mısriyye” ismi ile çıkmış olsa da devletin ilk resmi gazetesi 1831 yılında Takvim-i Vekayi’dir. Türkiye’de ilk resmi gazete 1923 yılında “Resmi Ceride” ile yayın hayatına başlamış, 1927 yılından itibaren de “Resmi Gazete” adı ile yayın hayatına devam etmiştir. Ayrıca 20. yüzyılın ilk çeyreğinde (1914) ilk Türkçe sinema yayınları ve sinema gazeteleri belirmiştir.

Bu gelişmelere paralel toplumda artan okur sayısı, 18. ve 19. yüzyıldaki teknolojik gelişmeler, gazetelerin baskı ve dağıtımını hızlandırmıştır. Gazetelerin daha geniş okuyucu kitlesine sahip olmak istemesi, beraberinde bir rekabet ortamını getirmiştir. Özellikle 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başında ortaya çıkan; fotoğraf (1830), telgraf (1830-32), daktilo (1839), telefon (1871-1876), fonograf/ ses kaydı (1877), sinema (1895), radyo (1898-1920), ilk sesli film (1927), televizyon (1923-1936) ve internet (1965) gibi yeni buluşlarla iletişim teknolojisi daha da gelişim göstermiştir.

Bilimin gelişmesi ile teknolojik alanda yaşanan ilerlemeler 18.yüzyılda elektromanyetik akımını bulma ile sonuçlanmıştır/keşfettirmiştir. Elektromanyetik akım icadı çağdaş dünyanın kitle iletişim araçlarının başlangıç noktası kabul edilmektedir. Bu icat ile telgraf kullanılmaya ve yaygınlaşmaya başlamıştır. 19.yüzyılda gelişen telgraf sistemi ve radyonun icadı kitle iletişim araçlarının potansiyellerinin fark edilmesini sağlamıştır. İletişim teknolojilerinin gelişimiyle 20. yüzyılın ilk yarısında birçok ülkede radyo ve televizyon yayıncılığı artmıştır. 20. yüzyılın başında radyo yayınları artık okyanus ötesine ulaşmayı başarmış ve ilk canlı radyo programları gerçekleşmiştir. 20. yüzyılda kitle iletişim araçlarının toplumlar üzerindeki yönlendirici etkisi televizyona ilgiyi arttırmıştır. 1923’lü yıllardan itibaren geliştirilmeye başlanan televizyon, II. Dünya Savaşı bitiminde (1950 ve sonrası) kitlelerin kullanımına sunulmuştur. Renkli televizyonlar 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra hızla yaygınlaşarak her eve girmeyi başarmıştır. Ülkemizde ilk radyo yayını “İstanbul Radyosu” ismiyle 1927 yılında, ilk televizyon yayını “Ankara Televizyonu” ismiyle 1968 yılında yapılmıştır.

  1. yüzyılda kitle iletişim araçlarının hayatımıza girmeye başlamasıyla bu mecralarda verilen mesaj/iletiler bireylerin davranışlarını değişime uğratmış ve günlük yaşam tarzları üzerinde etkili olmuştur. Endüstrinin gelişmeye devam etmesiyle bilişim teknolojisinde alınan mesafe 20. yüzyılın ikinci yarısında kendini bilgisayar, lazer yazıcılar, fotoğraf aygıtları gibi teknolojik araçlar ile ortaya çıkarmıştır. 1950’den sonra bilim ve teknoloji alanında yaşanan hızlı gelişmeler yeni buluşların (bilgisayar, cep telefonu, kamera, CD çalar vb.) çok daha kısa sürede ortaya çıkmasını sağlamıştır. Şüphesiz bunu sağlayan en önemli teknolojik buluş bilgisayardır. Günümüz çağdaş dünyasının gelişiminde yer edinen bilgisayar, günlük yaşamdaki etkisi arttıkça yeni teknolojik gelişmeleri hızlandırmaktadır. Bu da yeni kitle iletişim araçlarının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Tarayıcılar (yazı, fotoğraf gibi belirli görsel simgeleri tanıyabilen ve bunu bilgisayar ortamına aktarabilen optik aygıt) sayesinde yazılı haber metinlerinin bilgisayar ortamına taşınması, ağ yoluyla içeriğin paylaşılması ve ilk kullanıcının içeriği bilgisayar ortamında okuması internet medyasını ortaya çıkarmıştır. Özellikle kişisel bilgisayarların hayatımıza dâhil olması bireysel bilgisayar kullanımını ciddi oranda artmıştır. Bunun sonucunda medya üreticisi ve tüketicisi için yeni bir alan (yeni medya) doğmuştur.

1980’lere kadar geleneksel medya, radyo ve televizyon gibi basılı ve analog (sinyaller yoluyla çalışan ve dijital elektroniklere göre daha maliyetli cihazlar) yayın modellerine dayanmaktaydı. 20.yüzyılın son çeyreğinde dijital teknolojilerin ortaya çıkmaya başlamasıyla medya hızlı bir dönüşüm geçirmiştir. 1990’ların başında bilgisayar ve internetin web ile buluşması yeni bir süreci başlatmış, haber ve içeriklerin bilgisayar ortamında elektronik olarak tek taraflı bir iletimi sağlanmıştır. 21.yüzyılın başında Web 2.0 ile beraber tüm elektronik, haberleşme ve medya teknolojileri bir araya getirilerek etkileşimli bir yeni medya oluşturulmuştur.

Yeni medya teknolojilerinin ortaya çıkışı, iki ayrı koldan ilerleyen bilgisayar ve medya teknolojilerindeki tarihsel gelişmelerin bir araya gelmesiyle mümkün olmuştur. Bilgisayar ve medya teknolojilerindeki tarihsel gelişim sürecini Lev Manovich 1830’lara kadar geriye götürmektedir. Bu süreç Charles Babbage’in (1791-1871) “analitik makinesi” (mechanical computer) ve Louis Daguerre’in (1787-1851) “Dagerreyotipi” (Daguerreotype) icadıyla başlayarak yirminci yüzyılın ortasında modern dijital bilgisayar geliştirilmesine kadar uzanmaktadır. Bilgisayar teknolojilerindeki gelişim Babbage’in “analitik makinesi” ile başlamış; Daguerre’in “Dagerreyotipi” ile medya teknolojilerinde hareketli görüntünün, sesin ve metnin farklı formlarda saklanması ile ilerlemiştir. Her iki tarihi gelişim sonucu var olan tüm medya ürünlerinin sayısal veriye çevrilmesi yeni medyayı ortaya çıkmıştır.

 Kaynak:

Ekinci, Y. (2020). Yeni medya çağında kuşakların siberkondri düzeyleri ile personel sağlık okuryazarlığı ilişkisi [Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi]. Üsküdar Üniversitesi, İstanbul.

Yücel Ekinci
Sağlık Çalışanı
Yeni Medya Uzmanı

Devamını Oku

Yeni Medya’yı Anlamak

Yeni Medya’yı Anlamak
blank
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yeni Medya’yı Anlamak

Dijital teknolojilerin gelişmesi yeni medyanın yaygınlaşmasını hızlandırmış, bireylerin, gündelik yaşamını değişime uğratmış ve hayatını kolaylaştırmıştır. İletişim teknolojilerinin dijitalleşmesi sonucu zaman ve uzam kısıtı ortadan kalkmış, tek yönlü iletişim etkinliği grup (kişiler arası) iletişime dönüşmüştür. Yeni teknolojik gelişmelerin etkilerinden biri de medyanın dönüşümü olmuştur. Geleneksel medyada kullanıcılar pasif izleyici ve tüketici konumunda iken; yeni medyada, aktif izleyici ve içerik üreticisi konumuna gelmiştir. Ayrıca yeni medya teknolojisi, tüketicilerin davranış tarzlarında ve günlük yaşam modellerinde sosyal değişimlere yol açmıştır. Yeni medya, insanların kendilerine, dünyalarına, yaşam tarzlarına, iletişim kurma şekillerine, öğrenmelerine ve kavrama biçimlerine etki ederek günümüz modern kültürünü şekillendirmiştir.

Yeni Medya Kavramına Genel Bir Bakış

Yeni medya, 20. yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkmış dijital bir teknolojidir. Yazılı metin, resim, ses ve görüntü gibi geleneksel medyanın; bilgisayar ve internet teknolojileri, bilgi ve iletişim teknolojileri, bilişim ve ağ teknolojileri ile bilgisayar destekli kullanıcı etkileşim gücünü birleştimiştir. Yeni medya, internet ve sosyal medya aracılığıyla yapılan iletişimi tanımlamak için kullanılan geniş bir terim olup; hedef kitlesine etkileşim olanağı sunan ve bilgisayarların işlem gücü olmadan oluşturulamayacak ve kullanılamayacak dijital ortamlardır.

Yeni medyada üretilen tüm içerikler dijital kodlama ile oluşmaktadır. Dijital etkileşimi etkin kılan teknoloji ile birleştirilmesi sayesinde artık programlanabilir ve kodlanabilir olmuştur.  Kodlanabilirliği sayesinde yeni medya içerikleri bozulmadan sonsuz sayıda kopya oluşturulabilir ve depolanabilir hale gelmiştir. Aynı zamanda yeni bir iletişim ortamı yaratarak, yüksek seviyede bireysel katılım gerektiren çarpıcı derecede farklı iletişim davranışlarına yol açmıştır.

Bu yeni iletişim türü veya bilgisayar aracılı iletişim şeklini diğer iletişim türlerinden (kişilerarası iletişim, grup iletişimi ve kitle iletişimi) ayıran yeni medya, benzersiz özelliklere sahiptir. Bünyesinde birçok farklı iletişim yapılandırmasını içererek, çeşitli formlar arasındaki bağlantıyı göstermektedir ve çok katılımcı niteliği sayesinde etkili bir içerik sağlayıcısı olarak kullanıcı anlayışımızı geliştirmektedir. Bilgiye erişimde aracı kurumların ortadan kalkmasıyla kullanıcılar, herhangi bir veriye zamandan ve mekândan bağımsız bir şekilde kolay ve doğrudan ulaşımı mümkün kılmıştır. Ayrıca kendini ifade edebilme ve sosyal ilişkiler yürütme imkânları sunmuştur.

Bu alanda çalışmaları olan araştırmacıların yeni medyaya bakışı

Yeni medyanın ilk sistematik ve titiz teorisini Lev Manovich ortaya atmıştır. Manovich, yeni medyayı bilgisayarlara özgü veya dağıtım için bilgisayarlara dayanan yeni kültürel formları ele alarak tanımlamıştır. Yeni medyayı farklı teknolojileri içeren bir şemsiye terim olarak açıklayan Lev Manovic’e göre; yeni medya, internet ağlarının insan ve bilgiyi birbirine bağlaması ile sayısal temsillerden oluşan medyanın 21. yüzyıldaki adıdır. Manovic, yeni medyayı beş temel ilke ile tanımlamıştır (Sayısal Temsil “Numerical Representation”, Modülerlik “Modularity”, Otomasyon “Automation”, Değişkenlik “Variability” ve Kod Çevrimi “Transcoding”).

Dijital teknolojiler ve teknoloji yazarı Negroponte, yeni medyanın özelliklerini belirtirken; yeni medyayı eskisinden ayıran özelliğin yeni medyanın fiziksel kullanım durumundan çok dijital bitlerin iletimine dayandığını öngörmektedir. Negroponte yine aynı eserinde bilgisayarların kullanıcı arayüzünün önemine ve işlevselliğine değinmiş; iyi bir arayüz tasarımının bilgisayarların “kullanıcıyı tanıma, ihtiyaçlarını öğrenme, sözlü ve sözsüz dilleri anlama” kabiliyeti olarak görmektedir. Dijital yaşam için, insanlığın “gerçek kişiselleştirmenin” yakın olduğu bilgi sonrası çağda olduğunu belirmiştir.

Yeni medyanın etkileşim özelliğine dikkat çeken iletişim teorisyeni Everett Rogers, yeni medyayı üç özellik ile açıklamıştır (Etkileşim “Interactivity”, Kitlesizleştirme “Demassification” ve Eşzamansızlık “Asynchronousity”). İnteraktif iletişimde yer alan bireylere kaynak ve alıcı yerine “katılımcı” demeyi tercih eden Rogers’a göre etkileşim, geleneksel medya araçları üzerinden kullanıcıların, karşılıklı mesaj alışverişinde bulundukları bilgiler için ortak bir anlam yaratmada rol oynamasıdır.

Yeni medya, interaktif bir medya veya “multi-medya” (çoklu ortam) olarak da tanımlanabilmektedir. Bilinen bütün farklı ortamları bir araya getirebilme ve toplama özelliğine sahiptir. Çoklu ortam, yazılı metin, hareketli/durağan görüntü, grafik ve çizim, ses ve video gibi birden fazla içeriğin aynı anda kullanılması sürecini kapsamaktadır.

Yücel Ekinci
Sağlık Çalışanı/Yeni Medya Uzmanı

Devamını Oku

Siberkondri Nedir?

Siberkondri Nedir?
blank
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 YENİ NESİL DİJİTAL HASTALIK: SİBERKONDRİ

 Bugün, hepimiz dijital teknolojilerin hakim olduğu yeni bir yüzyılda yaşıyoruz. İnternetin hayatımızın her alanına nüfus etmesi ile geleneksel davranış kalıplarımız değişti ve birçok yeni alışkanlıklar gelişti. Özellikle covid-19 pandemisinin dünya halkları üzerinde bıraktığı büyük etki, bunda büyük rol oynadı. Pandemiden dolayı tüm insanların evlerine hapsolması ile yeni bir davranışsal süreç yaşandı ve etkisi halen devam ediyor. Hibrit çalışma, home office ve daha birçok farklı çevrimiçi çalışma modelleri ortaya çıktı, dijital teknolojilere ve internete olan bağımlılık daha da arttı. Neredeyse her türlü işlerimizi ve ihtiyaçlarımızı internet üzerinden veya sosyal medya platformlarından temin eder, yürütür hale geldik. İnternet sayesinde bilgiye ulaşma imkânı arttı ve bu sayede dijital ortamlardan bizlerin ihtiyacı olan hemen hemen bütün hizmetlere kolay ulaşım sağlandı.

Bugün dünya nüfusu 8 milyar düzeyine yaklaşmış bulunmaktadır ve dünya nüfusunun yüzde 62,5’i interneti kullanmaktadır. On yıl önce bu oran yüzde 28,7 idi. Ülkemizde ise on yıl önce bu oran yüzde 39,8 iken, bugün nüfusun yüzde 82’si internet kullanmaktadır ve kişilerin internet kullanımı günlük 8 saati geçmiştir. Türkiye, internet kullanımında dünya ortalamasının (06:54 saat) oldukça üzerindedir. Türkiye bilgi toplumu istatistiklerine göre, sağlıkla ilgili bilgi araması yapan kişilerin Türkiye ortalamasına oranı 2009 yılında yüzde 45,1 iken, 2019 yılında bu oran yüzde 69,3’e çıkmıştır.  Dünyada da bu oran hızla artmaktadır. TÜİK “İnternet kullanan bireylerin interneti kişisel kullanma amaçları” 2019 yılı araştırmasına göre; erkeklerin %65,9’u, kadınların %73,2’si “sağlıkla ilgili bilgi araması” yapmıştır.

Pandemi ile beraber dijital ortamlardan neredeyse her 5 kişiden 4’ü sağlık/hastalık bilgisi araması yapar hale geldi. Pandemi süresince bu aramalar arasında “covid-19”, “pandemi” ve “corona virüsü” kelimeleri hep ilk sıralarda yer aldı. İnsanlar, acaba ben covid miyim? Ya da covid belirtisi taşıyor muyum? Gibi sürekli çevrimiçi ortamlarda aramalar yapmış ve bir kısım insanlar kendi kendilerine teşhiş koyma yoluna gitmiştir. Her belirtiden hastalık şüphesi çıkarmıştır. Bu durum da kişideki endişe ve korku seviyesini arttırmış, daha çok hastalık bilgisi aramasına yönlendirmiştir. İçinden çıkılmaz bir noktaya geldiğinde artık kişi kendisine teşhisini koymuş, hatta bu durumu ilaç kullanımına kadar götürmüştür. Araştırmalar, bu davranış  şeklinin en çok yeni nesil olan Z kuşağında yaşandığını belirtmiştir. İşte bu tür vakalar siberkondrik olarak tanımlanmaktadır.

Siberkondri (Cyberchondria) nedir?

Dijital çağın kendi kültürünü üretmesi ile insanlar her gün bu ürünleri kullanmakta ve hızlıca tüketmektedir. Günümüzde kullanılan teknolojik araçlar birçok faydası ile yaşam tarzlarımıza katkı sağlarken, aynı zamanda sağlığımız için riskler ve tehditler de barındırabilmektedir. Bu tehditler, karşımıza dijital hastalıklar veya internet hastalıkları olarak ortaya çıkmıştır. Bu hastalıkların başında:“Blog İfşacılığı, Cheesepodding, CrackBerry, Dijital Obezite, Ego Sörfü, Enfornografi, Facebook Depresyonu, Fare-Klavye Hastalığı, FOBO, FOMO, Google Takibi, Hayalet Titresim Sendromu, Hikikomori Fenomeni, İnternet Siniri, JOMO, Myspace Taklitçiliği, Netlessfobi, Nintendinitis, Nomofobi, Öğrenilmiş Otizm, Photolurking, RSI, Selfitis, Siberkondri, Siber Aylaklık (Sanal Kaytarma), Stalklama, Wikipedializm, Youtube Narsizmi” gelmektedir. Web 2.0 ile yeni medya teknolojilerinin bir ürünü olan sosyal medya mecralarının hızla artması ve günlük yaşantımıza girmesi ile dijital hastalıkların etkisinin şiddetli bir şekilde hissedilmeye başladığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu platformlarda etkileşimli içerikleri, artık tüm kullanıcılar zaman ve uzam kısıtı olmadan üretebilmekte, paylaşabilmekte ve çevrimiçi yayımlayabilmektedir. Siberkondri hastalığı, kimi araştırmacılar tarafından somotoform bozukluklardan Hipokondriazis’in bir çeşidi olarak ele alınmıştır. Hipokondriyazis halk arasında “hastalık hastalığı” olarak bilinmektedir. Bedensel duyumların yanlış yorumlanmasına dayanan bir korku veya inanç ile karakterize kişinin ciddi bir hastalığa sahip olma düşüncesinde olmasıdır.

Siberkondri, bireyin var olduğunu düşündüğü hastalıkları hakkında internet ortamında bilgi, belge ve tedavi yöntemleri araştırarak kendisine tanı koymaya çalışma ya da tedavi etme uğraşıdır. Günlerce hatta haftalarca tekrar tekrar hastalığı hakkında araştırma yapması sonucu bu kişilerde gelişen kaygı bozukluğu olarak tanımlanmaktadır. Siberkondri ile ilgili birçok tanım bulunmakta ancak, araştırmaların büyük çoğunda internetten sağlıkla ilgili bilgi araması ve sağlıkla ilgili kaygı artışına sebep olan aşırı veya tekrarlanan çevrimiçi aramalar tanımı öne çıkmaktadır. Siberkondri, sağlığı hakkında internetten tarama yapıp yanlış teşhislerde bulunma ve gereksiz endişe yaratma eylemidir. Daha detaylı bilgi için “Dijital Saglık Okuryazarlıgı – Dijital Hastalıklar ve Siberkondri” isimli kitabımıza başvurulabilir.

 Kimler siberkondriktir?

Siberkondrik kişi, gerçek veya hayali hastalık semptomları hakkında bilgi edinmek için zorunlu olarak internette arama yapan kişilerdir. Sürekli olarak internetten hastalık bilgisi araması yapar ve saplantılı bir şekilde hastalıkları araştırır. Yaptığı araştırmalar sonucunda kendisine yanlış tedavi uygulayan ve kendi kendisine abartılı şekilde ilaç kullanan kişilerdir. Bunu yapanlar siberkondrik olarak adlandırılır. Siberkondrik kişilerde görülen bir takım belirtileri şu şekilde sıralayabiliriz;

  • Siberkondrik kişiler takıntılı olarak hasta olduklarına inanırlar ve çevrelerine sürekli şikayetleriyle alakalı yakınmalarda bulunurlar.
  • Sürekli olarak dikkatini, kendi iç dünyasına ve bedenine yönelten siberkondrik kişi, dış dünyadan kopabilir, çevresinde olup bitenlerle ilgilenmeyebilir.
  • Kendi bedenini dinleyen siberkondrik kişi ufacık bir rahatsızlıkta kendisini ciddi anksiyeteli ve depresif duygular içinde bulabilir.
  • Kendisiyle ve internetle fazla meşgul olduğu için sosyal ilişkilerine zaman ve emek harcayamaz. Zamanla sosyal ilişkileri bozulmaya başlar. Aynı zamanda çalışma hayatından uzaklaşıp maddi sıkıntılar yaşayabilirler.
  • Aileleri ve yakınları onlara yardım etmeye çalıştıkça ve başaramadıkça kendilerini çaresiz ve öfke dolu hissedebilirler.
  • Eşleri ya da aileleri de şikayetlerinden bezginlik ya da bıkkınlık gösterdikçe onlarla olan paylaşımları azalır ve internet ortamına daha da yoğunlaşabilirler.

Siberkondri olan kişi neler yapmalı?

İnsanların siberkondriyi yönetmek için atabileceği birtakım adımlar bulunmaktadır.

  • İnterneti sağlıkla ilgili amaçları için kullanan bireylerin, çevrimiçi harcadıkları süreyi azaltmak.
  • İnternete bakma ihtiyacı oluştuğunda, erteleme yöntemini denemek.
  • Arkadaşlarınızla görüşün, spor yapın, hobi edinin.
  • Dinlendirici uyku, iyi beslenme, egzersiz ve sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek sağlık kaygısını kontrol altında tutmaya yardımcı olacaktır.
  • Konunun uzmanların psikolojik destek alın. Bunu kendiniz için yapın. Tahmin ettiğinizden çok daha kısa sürede yaşam kaliteniz artacaktır.
  • Belirli bir semptomla ilgili endişeler birkaç günden fazla devam ederse, bir uzmandan konu hakkında görüş alın.
  • Bir doktor veya sağlık profesyoneli internet aramasından daha güvenilir bilgi sağlayabilir. Burada önemli stratejilerden biri de internette aşırı bilgi aramaktan kaçınmaktır.
  • Uzman hekim kontrolünde fiziksel tetkiklerinizi yaptırdınız, Check-up’a girdiniz ve sonuçlar temiz. Bunun anlamı; içiniz rahat olsun, bedeniniz çok sağlıklı demektir.
  • Genel olarak, çevrimiçi bilgi ararken bilimsel ve tıbbi araştırmalarla desteklenen güvenilir kaynaklara bağlı kalmak ve internet kullanımına mola vermek, siberkondrinin gelişmesini önleyecek en yararlı yol olarak görülmektedir.

Ayrıca siberkondrinin tedavisinde diğer bir yöntemde; alanında uzman psikiyatrist veya psikologlar tarafından uygulanan “bilişsel davranışçı terapi” (BDT) ve “içgörü geliştirme terapisi”dir.

Dijital çağın olumsuzluklarından kendimizi nasıl koruyabiliriz?

Burada önemli gördüğümüz hususlardan bir tanesi, faydalanmak istediğimiz teknolojik araç(lar)ı bilinçli kullanmak. Bilinçli kullanım, bizleri her türlü teknolojik kullanımdan kaynaklı olumsuzluklardan koruyabilecektir. Ayrıca bireylerin; “dijital okuryazarlık, sosyal medya okuryazarlığı, dijital medya okuryazarlığı, dijital sağlık okuryazarlığı” düzeylerinin yüksek seviyede olması veya okuryazarlık seviyesinin yükseltilmesi de bu  olumsuzluklardan korunabilmek için tavsiye edilmektedir. Diğer bir husus, kullandığımız veya kullanmayı düşündüğümüz teknolojik cihaz(lar)a gerçekten ihtiyacımız var mı? Zorunlu ihtiyaçlarımız dışında kullanımları kısmak ve mümkün olduğunca teknolojik araçlarla daha az temas kurmak, bunu başarabilen için diğer bir çözüm önerisi olarak karşımızda durmaktadır.

Dijital sağlık okuryazarlığı nedir?  Bu seviyemizi nasıl arttırabiliriz? Bu konudaki tavsiye ve önerileriniz nelerdir?

Dijital sağlık okuryazarlığını Dünya Sağlık Örgütü (WHO), “elektronik kaynaklardan sağlık bilgilerini arama, bulma, anlama ve değerlendirme ile elde edilen bilgileri bir sağlık problemini ele almak veya çözmek için uygulama yeteneği” olarak tanımlamıştır. Diğer bir tanım ise, bir kişinin çevrimiçi sağlık bilgilerini arama, seçme, değerlendirme ve uygulama veya dijital sağlık uygulamalarını uygun şekilde kullanma becerisidir. Dijital sağlık okuryazarı olan bireyler ise, bir sağlık problemini çözmek için elektronik kaynaklardan bilgi alıp kullanabilen, kişisel sağlık ve bakım sorunlarını daha iyi yönetebilen kişilerdir.

Avrupa Birliği tarafından dijital sağlık okuryazarlığının geliştirilmesine yönelik bir takım öneriler şu şekilde sıralanmıştır. Vatandaşların dijital sağlık okuryazarlığının iyileştirilmesi için destek sağlanması;  özellikle çocuklar, yaşlılar ve diğer yüksek riskli hasta grupları dahil olmak üzere farklı nüfus grupları için etkileşimli bir öğrenim ortamını destekleyen açık erişimli çevrimiçi kurslar tasarlanmalıdır. Bu kurslar, kullanıcı dostu olmayı sağlamalı ve vatandaşları dijital sağlık okuryazarlığı becerilerini geliştirmelerine yardımcı olmalıdır. Ayrıca öğrenme modüllerini birlikte tasarlamaya, test etmeye ve uygulamaya dahil etmelidir. Kurslar, dijital sağlık okuryazarlığını etkileyen temel faktörlerin, itici güçlerin, engellerin ve geleceğin eğilimlerinin güçlü bir şekilde anlaşılmasına ve gösterimlerine dayalı olarak kullanıcıların ihtiyaçlarına göre tasarlanmalıdır. Özellikle düşük seviyelerde dijital sağlık okuryazarlığına sahip vatandaşları hedef almalı, demografik, sosyal, kültürel ve cinsiyet farklılıklarını hesaba katarak ölçmek, etkileşimli beceri ve yetkinlikleri ele alarak akran öğrenimini desteklemek gerekmektedir. Çalışma aynı zamanda bir yol haritasını ortaya çıkarmalıdır.

Yücel Ekinci
Sağlık Çalışanı/ Yeni Medya Uzmanı

Devamını Oku