DOLAR

15,8974$% 2.21

EURO

16,8009% 3.27

STERLİN

19,8922£% 3.53

GRAM ALTIN

926,34%1,70

ÇEYREK ALTIN

1.513,00%1,12

BİTCOİN

479139฿%3.49292

a

30 Yılda Yeni Kanser Olgularında Yüzde 50 Artış Bekleniyor

Medicana Çamlıca Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı, Uzm. Dr. Selçuk Cemil Öztürk, mevcut istatistikler ışığında gelecek 30 yılda yeni kanser olgularında yüzde 50 artış olacağının ön görüldüğünü, ancak hastalık yaygınlığı artsa da yeni, modern ve kişiye özel tedavilerin uygulanmasıyla pek çok kanser türünde sağ kalım oranlarının da artacağını kaydetti.

saglikagi.net
30 Yilda Yeni Kanser Olgularinda Yuzde 50 Artis Bekleniyor 740x420
google news

Medicana Çamlıca Hastanesi’nden yapılan açıklamada, Öztürk, kanser ve tedavisi hakkında bilgiler verdi.

Değişen yaşam koşulları, artan stres, beslenme düzenindeki bozulmalar, yoğun anksiyete artışları, sigara ve alkol tüketimindeki yükselen ivme, hareketsiz bir yaşam, obezite, radyasyon, yoğun işlemden geçen gıdalar, GDO’lu ve hormonlu gıdalar, tarım ilaçları, sanayileşme gibi etkenlerin dünyada kanser vakalarının görülmesindeki artışta büyük etken olduklarını belirten Öztürk, kanserin görülme oranının son yıllarda 12 kat arttığını aktardı.

 

Kanserin vücuttaki normal hücrelerin çok aşamalı bir süreçte tümör hücrelerine dönüşerek kontrolsüz çoğalmasıyla oluşan bir hastalık olduğunu anımsatan Öztürk, şunları kaydetti:

 

“Kanser dünyada ve ülkemizde en önemli hastalık ve ölüm nedenlerinden biridir. Ülkemizde erkeklerde sırasıyla akciğer, prostat, kalın bağırsak, mesane ve mide kanserleri en sık görülürken, kadınlarda ise sırasıyla meme, tiroit, kalın bağırsak, rahim ve akciğer kanseri en sık görülmektedir. Tüm kanser vakalarının sadece yüzde 5-10’u genetik kusurlara atfedilebilirken, geri kalan yüzde 90-95’inin kökleri çevreye ve yaşam biçimine dayandırılmaktadır.

 

Soluduğumuz, dokunduğumuz, yiyip içtiklerimiz, maruz kaldığımız yapay kimyasal manyetik toksik durumlar bunun en önemli sebepleridir. Genetik etmenler sanıldığının aksine kanser oluşumunda dominant baskın faktör değildir. Çevresel faktörler daha ön plandadır.

 

Kanserden ölümlerin yaklaşık üçte biri; başlıca beş davranışsal ve beslenme ile ilgili risk faktörlerinden kaynaklanmaktadır: fazla kilolu ya da şişman (obez) olma, meyve ve sebzeyi az tüketme, yetersiz fiziksel aktivite, tütün kullanımı ve alkol kullanımı. Tütün kullanımı kanser için en önemli risk faktörüdür ve kanser ölümlerinin yaklaşık yüzde 22’sinden sorumludur.

 

Günümüzde kanserin yüzde 30-50’si önlenebilir. Bu, risk faktörlerinden kaçınma ve mevcut kanıt dayalı önleme stratejilerini uygulama yoluyla başarılabilir. Birçok kanserin iyileşme olasılığı, erken tanı konmuş ve uygun şekilde tedavi edilmişse yüksektir.”

 

“Erken tanıyla kansere büyük bir darbe indirilebilir”

Kanserin o kadar güçlü bir düşman olmadığını vurgulayan Öztürk, “Düzenli kontrol, tanı ve görüntüleme yöntemleri ile bazı kanser türleri erken evrede yakalanabilir. Tedavi yöntemlerindeki ilerleme bizlere büyük bir umut veriyor. Günümüzde ‘kişiselleştirilmiş tıp, hastaya göre şekillendirilmiş tıp’ dediğimiz yaklaşımla kişinin tümör özellikleri genetik-kimyasal analizlerle belirlenerek ‘hedefli/akıllı ilaçlar’ dediğimiz tedavilerden yararlanma oranı artmakta ve sağ kalımlar uzamaktadır.

 

Hasta bize geldiğinde, tümörün yerleşim yeri, tümörün patolojik özellikleri, hastanın yaşı, hastalığın evresi gibi birçok faktörü önümüze koyarız ve detaylı bir planlama yaparız. Bu planlama kişiye özgü olmaktadır. Kanser tedavisi sürecinde ilgili cerrahi bölüm, radyoloji, radyasyon onkolojisi, patoloji gibi branşlarla da yakın iletişim içinde olur, bu bağlamda hastanın ihtiyacına yönelik tedaviler, destek tedaviler, ağrı tedavileri ve psikolojik desteği de planlarız.” ifadelerini kullandı.

 

Öztürk, risklerin azaltılması gerektiğine değinerek, “Sigara başta olmak üzere tütün ürünlerinin kullanımı, pasif içici olma, fazla kilolu veya obez olma, düşük meyve ve sebze alımı, sağlıksız beslenme, yetersiz fiziksel aktivite, alkol tüketimi, cinsel yolla bulaşan HPV enfeksiyonu, Hepatit B (HBV) veya diğer kanser yapıcı enfeksiyonlar, iyonize ve ultraviyole radyasyon, kentsel hava kirliliği, katı yakıtların kullanımıyla oluşan kapalı alan dumanı, kansere neden olabilecek maddelere çalışma ortamlarında maruz kalmak şeklinde sayılabilir.” açıklamasını yaptı.

 

Kansere karşı beslenme

Kanserin ülkemizde ciddi bir sorun olduğunun altını çizen Öztürk, “Yapılan çalışmalarla kanserin yüzde 30’unun diyet alışkanlıklarıyla ilişkili oluştuğu gösterilmiştir. Kanseri engellemek için, ideal kiloda olmak önemlidir, günde en az 30 dakika egzersiz yapılmalıdır, bitkisel yiyeceklerin tüketimi artırılmalıdır, et tüketimi sınırlandırılmalıdır, alkol tüketimi azaltılmalıdır. Sebze ve meyveler tüketilmeden önce iyice yıkanmalıdır. Vücutta kanser hücreleri dahil, tüm hücrelerin şekere ihtiyacı vardır. Şekerin neden olduğu aşırı kilolar, bel çevresindeki yağlanma ve obezite de kanseri tetikleyen en önemli faktörler arasındadır.” değerlendirmesinde bulundu.

 

Öztürk, şunları kaydetti:

“Şeker sebze ve meyvelerden karşılanmalı; çocuklara küçük yaşlardan itibaren sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırılmalı, sağlıklı atıştırmalıklar özendirilmelidir. Fazla yağlı ve şekerli gıdaların tüketilmesinin kanserle ilişkili olduğu kanıtlanmış olup, kanserin kökeni olan enflamasyonun, kanser hücrelerinin çoğalmasına da neden olduğu önemle vurgulanmaktadır.

 

Özellikle bebekli annelerin, bebeklerini en az doğumdan sonra 6 ay anne sütüyle beslemesi önerilmektedir. Anne sütüyle besleme, annenin meme kanseri riskini; bebeğin sonraki yaşamındaki kanser riskini azaltır. Kansere karşı tek tip beslenmeden kaçınmak gerekmektedir. İster doğal, ister işlenmiş gıda olsun aşırı tüketim her zaman zarar verir. Pek çok hastalığın ve kanserin sebebi fazla kaloridir. Bu nedenle sebze ve meyve tüketilmeli, günlük 25-30 dakika yürüyüş yapılmalı, sigara ve alkol tüketilmemeli ya da tüketimleri en aza indirilmeli, beden kitle indeksinin normal standartlarda yani 18-25 arasında tutulması sağlanmalıdır.”

 

Öztürk, kanserden korunması için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

“Düzenli sağlık kontrollerini ve yaş gruplarına göre önem teşkil eden testleri yaptırmak. Sigara başta olmak üzere tütün ürünlerinin hiçbirini kullanmamak, kullanılan ortamlardan kaçınmak. Sağlıklı (normal) kiloya ulaşmak ve bunu korumak. Yeterli ve dengeli (sağlıklı) beslenmek. Kaliteli ve yeterli uyku uyumak.

 

Yeterli düzeyde fiziksel aktivite yapmak. Alkollü içeceklerden uzak durmak. Mikrodalga fırınlarda kullanılan kaplara dikkat etmek, cam ya da ahşap mutfak malzemeleri tercih etmek. Güneş ışınlarına fazla maruz kalmamak, dik geldiği zamanlarda uzak durmak ve koruyucu önlemler almak. Çalışma ortamlarında kansere neden olabilecek maddelere karşı kaynağında koruyucu önlemler almak. Hepatit B ve HPV aşılarını yaptırmak”

 

Tedavilerin geleceği

Tedavi yöntemlerine değinen Öztürk, “İmmunoterapiler (bağışıklık tedavileri) ve hedefli ilaçlar giderek artan oranda farklı kanser türlerinde kullanılmakta ve gelecek vadetmektedir. Günümüzde onkolojik tedaviler giderek kişiye özgü hale gelmekte, hassaslaşmakta, hastalığın değil ‘hastanın tedavisi’ kavramını ön plana çıkarmaktadır. Son yıllarda ‘hassas tıp, kişiselleştirilmiş tıp’ olarak ifade edebileceğimiz, kişinin tümör tipi, tümör özellikleri için; tümör dokusu ya da kanda dolaşan tümör hücresi bileşenleri değerlendirilerek, ayrıntılı genetik analizler yapılmaktadır. Mikroskop altında daha ayrıntılı patolojik analizler de gelişmektedir.” yorumunu yaptı.

 

Öztürk, şunları aktardı:

“Tüm bu analizler eğer ilişkili bir mutasyon dediğimiz genetik kusur tespit edilirse, hedefli ya da akıllı ilaçlar veya immunoterpilerin kullanımı için öngörü sağlayabilmektedir. Analizlerin sonuçlarına göre ilaç seçimi yapılmaktadır. Dolayısı ile klasik kemoterapilerden, her hastanın tümör analizlerine göre belirlenen, elbette yan etkileri çok daha kabul edilebilir olan tedavilere doğru bir geçiş gerçekleşmektedir.

 

Her geçen gün, bu yeni, hedefli/akıllı ilaçların, tamamlanan çalışma sonuçları açıklanmakta ve kullanım alanları genişlemektedir. Bunların sonucu olarak sağ kalımlar belirgin iyileşmekte, tedavilerin yan etkileri azalmakta, diğer organ ve dokularımızın göreceği zararlar da makul ölçüde gerilemektedir. Yeni ve hedefli ilaçlar, immunoterapiler konusunda artan deneyimlerimiz, ilaçlara olan hakimiyetimizi de artırmakta ve aldığımız iyi ve olumlu sonuçlar bizleri daha çok cesaretlendirmekte, umudumuzu arttırmaktadır.” ifadelerini kullandı.

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli
HIZLI YORUM YAP